Anne Halleri Cansev Ciğerim'in Köşesi

Çürük Elma

Artık yeni bir köşe olacak bu blogda. Kendisini de, yazı dilini de pek sevdiğim arkadaşlarımdan Cansev Ciğerim’in Köşesi… Aslında zaman zaman yazıyordu benim için, benim rica ettiğim konularda ama artık burası onun köşesi. Ne isterse ondan bahsedecek. İsterse biber dolması tarifi verir, isterse başından geçenleri anlatır. Ne konuda yazarsa yazsın zevkle okuyacağım(ız)dan eminim. O zaman son yazısı Çürük Elma’yla başbaşa bırakıyorum sizi. Keyifli okumalar.
Not: Cansevin daha önce yazdığı bazı yazılar, sitede oluşan bir sorun yüzünden silindi maalesef. İlk fırsatta onları da tekrar bu köşeye yükleyeceğim.
.
Bugün sahilde hemen yanıbaşımıza kalabalık bir grup geldi. 7-8 büyük, 3-4 çocuk… Tüm gün masmavi gökyüzünün altında didişip durdular. Sürekli bir itiş kakış. Birbirlerinin çocuklarını eleştirme. Ötekinin eşine laf söyleme. Berikinin arkasından söylenme. Sen çok yedin, ben az yedim tartışması. Ve dahası…
Bir kısmı akraba bir kısmı arkadaştı sanırım. Özellikle beylerden ikisi tüm gün birbirlerini eleştirdiler, birbirlerine seslerini yükselttiler. En son kalkarken de gerim gerim gerildiler.
Şimdi mesele şu ki; insan bu kadar sıkıntılı bir durumu neden yaşar? Neden birlikte olmaktan hoşlanmadığı bir grupla sahile gelir. Çocuğuna bile “tahammül” edemediği insanlarla neden vakit geçirir? Evet bazı zorunluklarımız var. En azından ben öyle olduğunu düşünüyorum. Ailemizle birlikte olmalıyız. Davet ettiklerinde gitmeli, davet etmeli, görüşmeliyiz. Annem, babam, kardeşimse, kuzenimse, akrabamsa asgari mecburiyetlerimiz var. Ancak bu kadar negatif bakış açısına sahip bir grupla deniz kenarına gitmek zorunda değiliz, değilsiniz, değiller.
Kim sürekli kendisini eleştiren biriyle vakit geçirmek ister ki? Varsa etrafımızda belki de yavaş yavaş uzaklaşmanın vakti gelmiştir. Ne yapsak yaranamadığımız, ne yapsak beğenmeyen, her eylemimizde negatif bir şey bulan insanlar aslında bizi de enerji olarak aşağı çekiyorlar. Ya da bizim her yaptığını eleştirdiğimiz, hiçbir şeyini beğenmediğimiz, ne yapsa bize yaranamayan insanlar… Muhakkak hayatımıza giren herkesten alacağımız olumlu şeyler var. Belki de burada biraz maddesel bakıp kar-zarar hesabı yapmalıyız :)) sonuçta çürük elmayı sepetten çıkarmak gerek yoksa diğerlerini de çürütür… Bütünün hayrını düşünüp, birinden feragat etmek edebilmek de o işin ehli olmayı gerektirir bazen… Bizler de hayatlarımızın ehli olmak zorundayız.
İlişkilerimizde elek kullanmayı öğrenmek gerçekten bizi mutlu eden bir şey. Kalından başlayıp inceye doğru giden bir elek. Eleye eleye hayatımıza almalıyız insanları. Herkesle her şeyi yapmamalıyız. Özellikle de bize iyi hissettirmeyen insanlarla… Tüm gün didişeceksek neden birlikte gezelim ki! Öyle değil mi?
Bu dünyadan ne zaman ayrılacağımızı bilemiyoruz… alıp vereceğimiz nefes sayısı belli… her an bitebilecek bir şey hayat.. bize düşense elimizden geldiğince kaliteli yaşayıp bitirmek.. lütfen hayat kalitemizi düşüren insanlardan uzak duralım.. (bence bu sözü kamu spotu yapmaları lazım:)) )
Bir bardak çayı zehir eden, bir çorbaya ağız tadıyla tuz olamayan, sabah günaydın diyemeyen, varlığımızı hoyratça kullanan, bir kahvenin hatrını yok sayan, şikayet eden, laf sokan, yanında huzur bulamadığımız, gerim gerim gerildiğimiz, keşke burda olmasa dediğimiz, keşke yanında olmasam dedirten insanlardan uzak duralım… aslında önce onların farkına varalım.. sonra yavaşça uzaklaşalım..
şu gökyüzünün altında aldığımız her nefes öyle kıymetli ki; pervasızca tartışmalara, itiş kakışlara harcamayalım…
Herkese gökyüzünün denizin mavisini, güneşin sıcaklığını, toprağın kokusunu, hayatın tadını, çayım demini, kahvenin telvesini, muhabbetin koyusunu, huzuru, mutluluğu iliklerine kadar yaşatacak aileler, akrabalar, arkadaşlar dilerim.. çünkü hayat onlarla güzel, hatta daha güzel…