Hayatın İçinden İpek Büyürken

Anaokuluna Başlangıç / Bölüm 2: Adaptasyon

Çocuğun anaokuluna başlangıcı sancılı bir süreç(miş). İpek 1 Temmuz’da okula başladı. An itibariyle 2 aydan fazla zaman geçti. 2 yaşından beri, “Ben ne zaman okula gidicem anneeee”, “Benim okulum nerde anneee”, “Okula gitmek istiyorum anneeee” diye başımın etini yiyen, bir kaç sabah İpek’i anneannesine bırakırken komşumuzun oğlunu okula bıraktığımızda “ben de okula gidicem” diye çığlık çığlığa bağıran kızım, okula başladığının ikinci haftasında tersine döndü ve direnişe geçti

İşte bu okula direnme meselesi iki ay sürdü. Sabah uyanır uyanmaz normalde “günaydın annecim” diyen kızımın artık ilk cümlesi “okula gitmicem” oluyordu. Bazen de “Bugün nereye gidicem” diye sorup “okula” cevabını alınca “Uykum var benim” diye başlayıp; “Okula gitmek istemiyorum”, “Servise binmek istemiyorum”, “Servisten korkuyorum”, “Okulda uyumak istemiyorum”, “İşe gitme anne, evde kalalım”, “Bana anneannem baksın”, “Babaanneme şimdi gitmek istiyorum” (okul sonrası servis İpek’i babaannesine bırakıyor), “Beni okuldan sen al/babam alsın”, “Domates yemek istemiyorum” (domatesten nefret eder ve okul menüsünde sıklıkla domates oluyor) türünden itirazları ağlamayla karışık duyuyordum. Okulda ki durumunu sorduğumda öğretmenleri genellikle uyku ve yemek zamanı ağladığını, beni sorduğunu ama genel olarak iyi olduğunu, sınıfta ağlayan diğer çocuklardan rahatsız olduğunu, bu nedenle bazen okul sahibinin odasında oynamasına izin verdiklerini bazen de daha büyüklerin olduğu sınıfta durmasına izin verdiklerini söylediler. Konuşması düzgün olduğundan kendinden büyüklerle anlaşabiliyormuş çünkü. O mutluysa sorun yoktu, biraz büyük sınıflarla vakit geçirebilirdi. Uyutmak ve yedirmek için zorlamamalarını rica ettim. Ama ne derece uygulandı bilmiyorum.

okul_1gun

Okulunu göstermeye, öğretmenleriyle tanıştırmaya götürdüğüm gün, okuldan çıktıktan sonra geri dönelim diye salya sümük ağlıyordu!

Bütün bu itiraz cümlelerinin ve daha fazlasının karşısında, kimi zaman kalbim paramparça olsa da, İpek’e sarılıp “tamam yavrum gitme, başlarım okuluna da işine de, ben de yanında kalıcam” dememek için kendimi zor tuttuğum anlar da oldu tabii ki ama genel olarak hep aynı şeyleri söyledim.

Neden gitmek istemiyorsun?

Babaanneme gitmek istiyorum.

Babaannen şu anda evde değil. Akşam sen okuldan çıktığında eve gelecek ve seni servisten alacak.

——

Gitmicem, evde kalıcam ben.

Okulda hoşuna gitmeyen bir şey mi var?

Domates yediriyor öğretmenim, uyumak istemiyorum.

Domates yemek zorunda değilsin, uyumak zorunda da değilsin. Uyumayı denersin, eğer uykun yoksa öğretmenine söylersin, arkadaşlarını uyandırmadan sessizce dışarı çıkarabilir seni. Ama bütün arkadaşların uyuduğu için oyun oynayacak birini bulamayabilirsin.

——

Anne gitmicem.

Çocuklar okula gider, orada yeni arkadaşları olur, onlarla oyun oynar, öğretmenler okulda yeni oyunlar öğretir, resim yapmayı öğretir…

——

Anne sen de gitme, evde kalalım.

Çocuklar okula gider, anneler de işe gider.

Ayda’nın annesi de mi işe gidiyor?

Bazı anneler evde çalışır. Ayda’nın annesinin işi evde. Benim işim evde değil.

Havuza girecekleri ya da at binmeye gidecekleri sabahlar daha uysal oluyordu. Ben de o günleri özellikle hatırlatıyordum. At binmenin ne kadar keyifli olduğunu, eskiden benim de at bindiğimi anlatıyordum. Havuza girecekleri gün yüzmenin çok keyifli olduğunu söylüyordum. Onun sevip sevmediğini soruyordum. Sohbet edince rahatlıyordu. Yine de ne kadar uğraşırsam uğraşayım sabahları arızasız servise bindiği zamanlar o kadar azdı ki artık sabah uyanır uyanmaz ben de stres oluyordum. Hele 30 Ağustos’tan sonraki hafta durum iyice kötüleşti. Sanırım 3 gün tatil oluşu ve sürekli birlikte oluşumuz onu okuldan daha fazla uzaklaştırdı. Artık servise binememek için koala gibi bana sarılıyordu. Okuduğum bütün yazılar, psikolog yorumları vs. bu duruma karşı tavrımızın kesin olması gerektiğini, okula göndermekten vazgeçmemek gerektiğini söylüyordu ama kolaysa uygula!!! Onu bi şekilde servise bırakıp arkamı döndüğümde gözlerimdeki yaşları daha fazla tutamıyordum. Neyse ki sakinleştiğinde öğretmeni arayıp haber veriyordu da içim rahatlıyordu. Bu sakinleşme süresi genelde bizim sokaktan çıkana kadardı zaten.

Bu arada İpek okula başladıktan bir ay sonra doğum günüydü. Okulda kutlamak istedik ama doğum günü haftası bize uymadı. Eşim şehir dışındaydı, benim işlerim yoğundu. Sonraki hafta okula uymadı. Sonraki hafta bayramdı, yan yattı çamura battı ve biz okulda parti yapamadık. İki kez babannesinde bir kez teyzesinde olmak üzere üç kere mum üfleyen İpek ise aklına geldikçe “doğum günüm ne zaman olacak anne”, benim doğum günüm olmayacak mı anne” diye soruyordu. Sanırım sıklıkla okulda yapılan diğer çocukların doğum günü partilerini görüp etkileniyordu. Doğum gününden bir ay, okula başladıktan iki ay sonra 23 Ağustos günü, sonunda okulda istediği gibi bir doğum günü partisi yaptık. Bu kadar mutlu olacağını bilseydim, ne yapar eder daha önce yapardım. Parti cuma günüydü. Üstüne bir de tamamen birlikte olduğumuz bir hafta sonu geçirdik. Pazar öğleden sonradan itibaren ertesi gün okul olduğunu hatırlattık. Pazartesi sabahı arıza yok denecek kadar azdı. Haftanın geri kalanında mutlu mesut okula gitti. Sonraki hafta da öyle oldu. Bu haftanın henüz ilk iki günü geçti ve sabahları küçük çapta itirazlar vardı ama sorun olacak kadar değil.

Sonuç olarak biz İpek’in okula alışmasını benim döktüğüm dillerden çok, bir pasta ve bir muma borçluyuz.

okul_pasta

 Bu yazının okulu nasıl seçtiğimizle ilgili bölümü şu linkte: http://derenden.com/simdi-okullu-olduk-okul-secimi/

Yorum Bırak